İnsanlığın bayramı

Vakti zamanında, doğu irfanının büyük bilgelerinden kabul edilen Sadî Şirazî, “İnsan nedir?” diye kendisine yöneltilen soruya az ama öz şu cümle ile yanıt vermiştir. “Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe” yani “İnsan üç beş damla kan ve bin bir endîşedir.” Modern zamanların yani günümüz insanlığını/insanlarını en iyi nasıl tasvir edersiniz denilse sanırım bu cevaptan daha müşfik, nahif ve samimi bir yanıt olamazdı. Öyle ki -bir eleştiri değil realite- kapitalizmin insanları benmerkezciliğin ve hedonizmin zirvelerine çıkardığı maddiyatçı tarafına öylesine konsantre olmuş durumdayız etrafımızda çoğu zaman olan bitenden hatta duygularımızın varlığından bihaber yaşıyoruz. Çünkü artık mutluluktan, dostane ve halis muhabbetlerden çok uzakta; "emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l- münker" ayet-i kerimesinde belirtilen şiarın aksi istikametinde hareket halinde hatta tabir-i caizse uçuruma yuvarlanır haldeyiz, bizler ve dolayısıyla insani ilişkilerimiz...
*
*
"İnsan, insan... derler idi, insan nedir şimdi bildim." demiş Muhyiddin Abdal. Topraktan yapılma, Adem'den olma, Havva'dan doğma, esasen Sadî Şirazi'nin de dediği gibi üç beş damla kan ve bin bir endişeyle dolu olan, alemlerin Rabb'inin yarattığı, yaratılanların en şereflisi (eşref-i mahluk) olan varlık. Yani iyiliği emredip, kötülüğü men etmekten uzak minvalde olan insan filhakika ihtiras, şehvet, hırs, haset, kibir ile kendini yakıp yıkıp talan eden, geleceğe ve her şeye hükmetmeye çalışırken, içinde bulunduğu, yaşadığı anı kaçıran ve hiçbir zaman yaşadığı ana ait olamayan insan... Bu kelimelerin hatta daha çoklarının bile tasavvur ve tahayyül etmemize yetmeyeceği insan için dünyaca ünlü Rus yazar Fyodor Mihayloviç Dostoyevski'nin: "Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir." sözüyle de bambaşka bir boyuta evrilmiştir.
*
*
Yeterince menfi olan bu mülahazalardan sonra söylemek istediğim ve yazımın unsurunu taşımasını istediğim şey, her şeyin zıddıyla kaim olduğu olgusudur. Öyle ki gündüzü anlamlı kılan gece olduğu gibi içinde bulunduğumuz zaman diliminden geçerken bir nebze olsun insanlığı, merhameti ve asil duyguları; fettan ve elem verici tutumlara karşı galebe çalmak yine insanın kendi öz zihni ve iradesiyle ilgili bir durumdur zannımca. Belki söylendiği kadar kolay değildir bu mutluluk fakat ünlü psikolog Doğan Cüceloğlu'nun dediği gibi "Mutluluk aranmakla bulunmaz, onu inşa etmek gerekir." Gerçekten de yaşamı anlamlı kılan duruş budur. Ve bunu bazen başarabilmemiz; gönüllere dokunup orda ilmek ilmek sevgi örebilmemiz için bazı zamanlar tam bir fırsattır. Hülasa birkaç gün sonra idrak edeceğimiz Ramazan Bayramı nedeniyle küslüklerin bittiği, gönüllerin alındığı, binbir endişeden uzak bir zaman diliminin farkında olmak içinde bulunduğumuz zaman dilimine belki de kendi çapımızda inşa edeceğimiz mutluluğun ana kolonlarını tekvin etmiş olacaktır...
*
*
Yahya Kemal'in
"Birçok giden memnun ki yerinden
Çok seneler geçti, dönen yok seferinden..."
Dizelerinde yer alan ölüm gibi bir gerçek, hiç beklemediğimiz ve ummayacağımız bir anda karşımıza çıkabilirken sevgiyi ve merhameti ana gündemimize almanın tam vaktidir belki..
*
*
Sözlerime gönül şairi Cahit Zarifoğlu'nun:
...
“ —Üstadım, bayrama ne alayım" dedim;
Dedi;
“—Birkaç piri fâniden gönül,
Birkaç çocuktan gülücük,
Alabilirsen birkaç fakirden de duâ al.”

sözleri ile tamamlamadan önce en az bu muhteşem sözlerde geçen metafor kadar zarafet dolu bayramlar diliyorum.
Sağlıcakla...

Kaynak: ArıcakNet

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.